
27 Nisan 2026 Pazartesi
“
Mutfaktaki yangın sönmek bilmiyor, ancak bu kez sebep sadece enflasyon değil. Türkiye’nin dört bir yanını saran ve kamuoyunda 3 Harfli Marketler\” olarak bilinen 5 büyük ulusal zincir, sergiledikleri fiyat politikalarıyla vatandaşın cebine göz dikmiş durumda. Reyonlar farklı, markalar farklı ama etiketler adeta tek merkezden çıkmışçasına aynı!
Markalar Farklı, Etiketler Aynı: Bu Bir Tesadüf mü?
Tüketicinin en temel gıda maddelerine ulaşımı, bu dev zincirlerin insafına kalmış görünüyor. Dikkat çeken en büyük skandal ise *fiyat eşitlemesi.* Yoğurt Bilmecesi: A marketindeki X marka 3 kilogramlık yoğurt ile B marketindeki Y marka yoğurt arasında gramaj ve içerik olarak hiçbir fark yok. İşin ilginç yanı, fiyatlarının kuruşu kuruşuna aynı olması!
Danışıklı Dövüş mü?
Serbest piyasa ekonomisinde rekabetin fiyatları düşürmesi beklenirken, bu marketlerde fiyatlar adeta \”sözleşmeli\” bir şekilde sabitleniyor. Rekabet, vatandaşa indirim olarak değil, ortak bir fiyat dayatması olarak dönüyor.
Yumurtadaki Kirli Oyun: 169 TL’den 89 TL’ye!
Gıda terörünün en somut ve can yakan örneği ise son günlerde yumurta fiyatlarında yaşanıyor.
Vatandaşa Reva mı?
Daha dün tüm bu marketlerde 169,90 TL seviyelerinden satılan 30’lu yumurta kolileri, ne hikmetse aynı anda büyük bir \”indirimle\” 89,90 TL‘ ye çekildi.
Burada akıllara şu kritik sorular geliyor:
1. Eğer bu ürün 89,90 TL’ ye satıldığında hâlâ kar edilebiliyorsa, aylardır *169,90 TL*’ den satarak vatandaşı neden mağdur ettiniz?
2. Maliyetler bir gecede yarı yarıya mı düştü, yoksa bu fahiş karlar \”gıda terörü\”nün bir parçası mı?
3. Beş farklı dev zincirin, aynı üründe aynı anda bu denli büyük bir indirime gitmesi, aralarındaki fiyat karteli oluşumunun kanıtı değil mi?
Vatandaşın Sabrı Taşıyor
Farklı isimler altında aslında aynı sistemi yürüten bu yapılar, dar gelirlinin mutfağını birer rant kapısına çevirmiş durumda. İndirim adı altında yapılan bu büyük oynamalar, aslında ürünlerin gerçek değerinden ne kadar kopuk satıldığını da gözler önüne seriyor.
Türkiye bu \”yeni nesil terör\” ile topyekün mücadele bekliyor. Denetimlerin sıkılaştırılması ve bu fiyat kartellerine karşı en ağır yaptırımların uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Sormak lazım: Bu devasa kar hırsı, vatandaşın ekmeğinden daha mı değerli?
Samet Abanoz
OR-KAR Gazeteciler Federasyonu
Genel Başkan Yardımcısı
Samsun Gazeteciler Cemiyeti Bilim ve Teknoloji Başkanı
Linkler:
Samsun OLAY
T.C. Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Artışı Şikayeti
“

Türkiye sessiz sedasız bir şey kaybediyor. Ne manşet oluyor, ne gündem. Ama kayıp büyük.
Rakamlar konuşuyor, biz susuyoruz.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri diyor ki;
Son 20 yılda Türkiye’de at sayısı yüzde 68, eşek yüzde 81, katır yüzde 83 azaldı.
Bu bir düşüş değil, bu tasfiye.
Bugün Türkiye’de sadece 65 bin at, 60 bin eşek, 12 bin katır kaldı.
Bir zamanlar Anadolu’nun yükünü çeken bu hayvanlar, artık istatistik dipnotu.
Bu sadece hayvan meselesi değil
At, eşek, katır;
– Dağ köyünde yoldu
– Tarlada emekti
– Yoksulun traktörüydü
Şimdi ne oldu?
Traktör var ama mazotu yok.
Yol var ama her yere gitmiyor.
Teknoloji var ama insanı dışarıda bırakıyor.
“Toplam hayvan sayısı arttı” masalı
Evet, kâğıt üzerinde hayvan sayısı artmış.
Sığır, koyun, keçi çoğalmış.
Ama bu artış küçük üreticinin değil, endüstriyel hayvancılığın başarısı.
Yani tablo şu:
Köylü üretimden çekiliyor,
Kırsal boşalıyor,
Gelenek yok oluyor.
At yoksa yayla yok.
Eşek yoksa dağ köyü yok.
Katır yoksa sınır hattı, patika, arazi yok.
Asıl alarm burada
Bu hayvanlar bittiğinde sadece bir tür kaybolmuyor;
Anadolu’nun belleği siliniyor.
Bugün çocuklar eşeği çizgi filmde görüyor.
Yarın atı sadece müzede görecekler.
Sonra köyü haritada arayacağız.
Peki devlet ne yapıyor?
Destek yok.
Koruma yok.
Yetiştiricilik teşviki yok.
Sonra da “kırsal neden boşalıyor?” diye soruyoruz.
Net konuşalım
Bu gidiş modernleşme değil.
Bu, plansızlık.
Bu, kırsalı gözden çıkarma politikası.
At, eşek, katır;
lüks değil,
nostalji değil,
stratejik varlıktır.
Eğer bugün sahip çıkılmazsa,
yarın sadece şu cümleyi kurarız:
“Bir zamanlar Anadolu’da eşek vardı…”
Ve işte asıl kayıp, o zaman anlaşılır.
Sağlıcakla kalın…

Hakan Akgün

Bir Başarı Hikayesinin “Zamansız” Sonu!
Futbol, hafızanın en nankör olduğu yerdir derler.
>Dün sizi omuzlarında taşıyanlar, bugün tabeladaki skora bakıp vedayı kaçınılmaz görebilir.
>Thomas Reis’in Samsunspor serüveni tam da böyle bir hikaye olarak kayıtlara geçti.
>Aslında her şey bir rüya gibi başlamıştı.
>Transfer yasağının gölgesinde, elindeki kısıtlı malzemeyle mucizeler yaratan bir aşçı gibiydi Reis.<br />Samsunspor’u Süper Lig üçüncülüğüne taşıyıp şehre Avrupa hayalleri kurdururken, kimse bugünkü ayrılığı öngörmemişti.
>Takımı kulüp tarihinde ilk kez UEFA Avrupa Konferans Ligi arenasına çıkaran adam olarak adını tarihe altın harflerle yazdırmıştı bile.
Peki, ne oldu da “Reis” ile gemi karaya oturdu?
Başkan Yüksel Yıldırım’ın tabiriyle; “Son 10 haftalık form grafiği”</strong>.
>Futbolda dün yoktur, bugün vardır.
>Antalyaspor deplasmanındaki 3-1’lik mağlubiyet, bardağı taşıran son damlaydı belki ama asıl sorun takımın o eski, rakiplerine nefes aldırmayan agresif kimliğini kaybetmesiydi.
>Savunma ile orta saha arasındaki o “uçurumlar”, basit hatalar ve bir türlü gelmeyen galibiyetler, Alman disiplininin üzerine gölge düşürdü.
>Taraftarın bir kısmı için o bir “günah keçisi” idi.
>Transfer yasağıyla boğuşan, eldeki kadroyu maksimuma çıkaran bir teknik adamın, birkaç kötü sonuçla gönderilmesi elbet can yakar. Ancak Samsunspor gibi hedefleri her geçen gün büyüyen bir camiada, “B planı” her zaman masadadır.
Nitekim Thorsten Fink seslerinin yükselmesi, yönetimin bu gidişata çoktan bir “neşter” hazırladığını gösteriyor.
Thomas Reis, Samsun’dan başı dik ayrılıyor. Şehre kazandırdığı o Avrupa heyecanı. Trabzonspor karşısındaki yenilmezlik serisi. Karadeniz’in hırçın dalgalarına karşı takımı bir arada tutma çabası asla unutulmayacak.
“Danke, Reis” demeli her Samsunlu. Çünkü o, en karanlık zamanda meşaleyi yakan isimdi. Belki yollar ayrıldı ama geride bıraktığı o “üçüncülük” çıtası, halefinin en büyük sınavı olacak.
Güle güle git Reis!
Samsun, Samsunlu ve Samsunsporlular seni asla unutmayacak!

Güvenlik teknolojileri, günümüzde yalnızca izleme ve kayıt yapmanın ötesine geçerek, yapay zeka destekli analiz çözümleriyle daha akıllı ve proaktif hale gelmiştir. Video analiz yazılımları, bu dönüşümün en kritik bileşenlerinden biridir.
Video Analiz Yazılımlarının Temel Özellikleri
Hareket Algılama: Şüpheli hareketleri belirleyerek anında uyarı verebilir.
Nesne ve Kişi Tanıma: Yetkisiz girişleri tespit eder, belirli nesneleri veya kişileri tanıyabilir.
Bölge İhlali Tespiti: Tanımlanan güvenli alanlara izinsiz girişleri algılar ve alarm üretir.
Davranış Analizi: Şüpheli veya olağandışı hareketleri belirleyerek güvenlik güçlerini önceden uyarır.
Plaka Tanıma: Araç takibi ve giriş-çıkış kontrolü için kullanılır.
Avantajları
Gerçek Zamanlı Müdahale: Tehditleri anında algılayarak hızlı müdahale edilmesini sağlar.
Verimlilik Artışı: Güvenlik personelinin iş yükünü azaltır ve daha etkili kararlar almasını sağlar.
Entegrasyon Kolaylığı: Mevcut güvenlik sistemleriyle entegre çalışarak kapsamlı bir koruma sunar.
Maliyet Tasarrufu: Fiziksel güvenlik önlemlerine kıyasla uzun vadede daha ekonomik bir çözümdür.
Video analiz yazılımları, özellikle endüstriyel tesisler, havaalanları, alışveriş merkezleri, kamu binaları ve akıllı şehir projelerinde güvenliği artırmak için kritik bir rol oynamaktadır. Yapay zeka ve derin öğrenme teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, bu yazılımlar daha da akıllı hale gelerek gelecekte güvenlik alanında devrim yaratacaktır.
Samet ABANOZ
Güvenlik Teknolojileri Uzmanı
OR-KAR Gazeteciler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı
Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte, güvenlik de dijital bir dönüşüm yaşıyor.
Yapay zeka, biyometrik sistemler ve siber güvenlik gibi alanlardaki gelişmeler, hem kişisel hem de toplumsal güvenliğimizi doğrudan etkiliyor. Bu makalede, güvenlik teknolojilerinin insan hayatına olan etkileri ve gelecekteki potansiyelleri, teknoloji uzmanı Samet Abanoz tarafından inceleniyor.
Güvenliğin Dijital Kalkanı
Kişisel Güvenlik: Akıllı ev sistemleri, güvenlik kameraları ve kişisel alarm sistemleri sayesinde evlerimiz daha güvenli hale geliyor.
Kamu Güvenliği: Şehirlerin güvenliği, trafik yönetimi ve suç önleme gibi alanlarda kullanılan teknolojiler, toplumun genel güvenliğini artırıyor.
Siber Güvenlik: Siber saldırılara karşı daha güçlü savunma mekanizmaları geliştirilmesi, kişisel verilerin korunması için büyük önem taşıyor.
Fiziksel Güvenlik: Erişim kontrol sistemleri ve biyometrik kimlik doğrulama gibi teknolojiler, iş yerleri ve kamu binalarında fiziksel güvenliği sağlıyor.
Yapay Zeka ve Güvenlik
Yapay zekanın güvenlik kameralarından elde edilen verileri analiz ederek potansiyel tehditleri önceden tespit etmedeki rolü.
Anormal durumların tespiti ve hızlı müdahalede yapay zekanın önemi.
Biyometrik Sistemlerin Yükselişi:
Parmak izi, yüz tanıma ve iris taraması gibi biyometrik sistemlerin kimlik doğrulamada geleneksel yöntemlere göre daha güvenli ve kullanışlı olması.
Siber Güvenliğin Geleceği:
Makine öğrenmesi ve büyük veri analitiği gibi teknolojilerin siber saldırılara karşı daha etkin mücadele etmede kullanılması.
Kuantum bilgisayarların siber güvenlik üzerindeki potansiyel etkileri.
Geleceğin Güvenlik Senaryoları:
Nesnelerin İnterneti (IoT) cihazlarının güvenlik sistemlerine entegre edilmesiyle ortaya çıkan yeni güvenlik ihtiyaçları.
Giyilebilir güvenlik cihazlarının kişisel güvenliği artırması.
Sonuç:
Teknoloji, güvenlik anlayışımızı kökten değiştiriyor. Yapay zeka, biyometrik sistemler ve siber güvenlik gibi alanlardaki gelişmeler, daha güvenli bir dünya inşa etmemize olanak tanıyor. Ancak bu teknolojilerin beraberinde getirdiği etik sorunlar ve gizlilik endişeleri de göz ardı edilmemeli. Gelecekte, güvenlik teknolojilerinin gelişimine paralel olarak, bu konularda daha kapsamlı tartışmaların yapılması ve düzenlemelerin yapılması gerekiyor.
Samet Abanoz
Samsun Gazeteciler Cemiyeti
Bilim ve Teknoloji Kurulu Başkanı
Korkusuz Medya Ceosu