a
Mehmet YAZICI

Mehmet YAZICI

23 Eylül 2026 Çarşamba

    Mehmet YAZICI yazdı: “Hayat güzel, kuşlar uçuyor!”

    Mehmet YAZICI yazdı: “Hayat güzel, kuşlar uçuyor!”
    2

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Mehmet YAZICI
    Rüyalarımda uçarım zaman zaman…
    Belki de içimdeki uçma isteğinden…
    Kuşları severim bu yüzden…
    ***
    Koskoca teras hayvanat bahçesi gibi…
    Taklacı güvercinler…
    Muhabbet kuşları…
    Cennet Papağanı…
    İki ayrı türden,
    Teksas ve Japon bıldırcınlarım var…
    Terasın dört bir yanı çiçek bahçesi gibi zaten…
    ***
    Herkes için özgürlük isterim…
    Kuşları kapatmayı da sevmem bu yüzden…
    Bazen uçup giderler…
    Komşular toplar sokaktan…
    ***
    İki gündür mahalleli beni arıyor…
    Malum, Ankara, İstanbul, Ordu, Çanakkale, Diyarbakır, Van….
    Uluslararası Basın Konfederasyonu eğitimleri var…
    Haliyle İstanbul’da ayda iki kere de Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun toplantısı…
    Bağımsız Medya ve İletişim Federasyonunun kuruluş çalışmaları…
    Derken…
    Samsun’da pek olamıyorum zaten…
    ***
    Mahallede bir kuş bulmuşlar, uçamıyor.
    Getirdiler…
    Malum, yaban hayatı benden soruluyor!
    Adını yapay zekadan buldum…
    Resmini görünce yapay zeka yedi sülalesini sayıyor…
    Benekli Suyelvesi imiş…
    Latince de “Porzana porzana” diye geçiyor…
    Çok da güzel bir şey…
    ***
    Aradım Samsun Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürlüğünü, kapı duvar!
    Oysa internet sitelerine telefon numaralarını yazmışlar…
    Madem bakmayacaksınız neden telefon numarası yazdınız o zaman?
    ***
    Samsun Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürlüğü hesaplarına girdim…
    Anlaşılan o ki,
    Telefonuna cevap verilmeyen sadece ben değildim!
    Vatandaşların yaptığı yorumlar da bunu gösteriyor…
    ***
    Allahtan Valilik Özel Kalem var.
    Aradım…
    Ekibi yönlendirdiler, gelip kuşu aldılar…
    Onlar da olmasa kuşumuz elimizde kalacak!
    He valla!
    ***
    Sosyal medya hesaplarımda paylaştım bunu…
    Benekli Suyelvesi,
    Güzeller güzeli kuşumuzun da resmini ekledim tabi…
    Arayan arayana…
    “Bu kuşun yeri yaban hayatı” dememe rağmen,
    O kadar güzel ki,
    Sahiplenmek isteyenler bile var!
    ***
    Öğrendim ki,
    Samsun Doğa Koruma ve Milli Parklardan gelen ekipler,
    Bizim benekliyi bakım için OMÜ’ye götürmüşler…
    OMÜ’den aradılar…
    Kuşun marka ve modelini sordular!
    Siz bilmezseniz vatandaş nereden bilecek?
    “Doğan görünümlü Şahin” demek geldi içimden…
    ***
    Haliyle kuşun emin ellerde olduğunu anlayınca!
    İçim rahatladı tabi!
    Demek ki, liyakatli ellerdeydi!
    Dilerim bıldırcın niyetine pişirip yemezler!
    ***
    Derken…
    Ben bu yazıyı yazarken…
    Aradılar…
    Samsun Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürü
    Resul Doğan…
    Samsun Şube Müdürü Engin Yılmaz Çalış’ın konuyla ilgilendiği haberi geldi…
    Öyle ya…
    Koskoca kurumun santralinin telefonuna bakmayan kimdi?
    ***
    Sen,
    Santralin telefonuna bakmayacaksın…
    Ee! Ne olacak o zaman…
    Vatandaşın kuşu elinde mi kalsın!
    ***

     

    Devamını Oku

    Kuzuların sessizliği!

    Kuzuların sessizliği!
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    “

    Mehmet YAZICI
    Ankara’dayım… 
    Ama Ankara eski Ankara değil…
    Bugünlerde durum hayli karışık…
    Ağır misafirlere hazırlanıyor Başkentimiz…
    Ee! Haliyle misafir gelmeden önce bir temizlik yapılır!..
    Bilirsiniz!
    ***
    Sadece kırmızı halı döşemekle olmaz…
    Gerçi o da artık kırmızı değil…
    Bizim Sarı Basın Kartları gibi…
    Kırmızı halıları da turkuaza çevirdiler!
    TC ibarelerini kaldırdılar…
    Bilemediğimiz bir düşmanlık var!
    Cumhuriyet’ten kalan ne varsa yıkın gitsin!
    Yıkıp da yerine ne koyacaklar?
    Arkasında nasıl bir düşünce varsa anlayan beri gelsin!
    ***
    Her neyse…
    Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesi aynı tanıdık senaryo devrede…
    Valiliğin yasak kararının ardından şafak vakti evler basılıyor…
    Birilerine göz dağı veriliyor…
    Zirve öncesi verilen mesaj belli…
    “Akıllı olun, sesinizi çıkarmayın!”
    Küresel efendilerin rahatı kaçmasın diye kendi vatandaşının nefesini kesen bir anlayış!
    Ee! Peki!
    ***
    Ve netekim geçen gün 129 kişi evlerinden gözaltına alındı…
    Aralarında akademisyenler, gazeteciler, çevreciler ve aktivistler de var…
    Bunlardan 103’ü jet hızıyla tutuklandı…
    Gerekçe neydi peki?
    Gerekçe komik değil, komik ötesi…
    Savcılık niyetlerini okumuş bu 103 kişinin…
    Sevk yazısında diyor ki;
    “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içerisinde terör eylemleri gerçekleştirebilirler.”
    Tam da “Güler misin ağlar mısın” denilen cinsten…
    ***
    Yani ortada somut bir eylem yok…
    Bilgi, belge, delil de yok!
    Yok ama böyle bir ihtimal var!
    \”İleride yapabilirler!\”
    Sevk yazısında savcılık öyle diyor!
    “Terör eylemi gerçekleştirebilirler…”
    Kısacası bu kişiler bir ihtimal dahilinde tutuklanıyor!
    Niyetleri okuyarak masum insanları tutuklamak…
    Tam da bize uygun bir tarife!
    ***
    Bu kadarla kalsa iyi!
    Tutuklananlar arasında benim kadim dostum, çevre gönüllüsü,
    TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer de var!
    Öyle naif biri ki, “kibarlık” Nevzat’ın soyadı gibi…
    Ama bizimkiler, çevre dostu Nevzat’ın eylem yapma ihtimalini “şak” diye anladılar!..
    ***
    Ne demişti savcılık?
    “… terör eylemleri gerçekleştirebilirler.”
    İyi de bu adam nasıl eylem yapacak?
    Yaptığı en aşırı eylem ağaç dikmek…
    Trump’ın ocağına incir ağacı dikme ihtimalinden mi korktular!
    Benimkisi sadece merak!
    ***
    Hayatını doğayı korumaya, ülkenin toprağına, ağacına, deresine sahip çıkmaya adamış dünya güzeli bir insan…
    Bırakın terörle, şiddetle yan yana gelmeyi;
    Nevzat karıncayı bile incitmeyecek kadar naif biri…
    Bu ülkenin çölleşmesini önlemek için ömrünü vakfeden bir çevre gönüllüsü…
    Böyle birini \”Terör eylemi gerçekleştirebilir\” diye tutuklamak tam anlamıyla bir akıl tutulması…
    ***
    İnanın, kendimden şüphe edebilirim…
    Asabi biriyim, ters tarafıma denk gelir, ne bileyim…
    Ama Nevzat,
    Konuşurken bile, “Aman karşımdaki kırılır” kaygısıyla sesinin tonunu iki oktav inceltir…
    Tanıyanlar bunu bilir!
    ***
    Sorgu odalarında şüphelilere yöneltilen sorular, sorgucuların niyetini de ele veriyor…
    Bu durum ülkedeki demokratik hak arama kanallarının nasıl tıkandığını açıkça gösteriyor…
    Mesela gözaltına alınanlara, Ankara’ya haklarını aramak için yürüyen Doruk Madencilik işçilerinin eylemlerine neden katıldıklarını sormuşlar…
    Oysa böyle bir katılım da yok!
    Ayrıca, yasal sendikalara, derneklere üye olmak, anayasal bir hak değil mi?
    Bu ülkenin emekçisine, madencisine destek vermek ne zamandan beri terör faaliyeti sayılıyor?
    ***
    Basın açıklamalarına katılmak bile suç dosyasına birer malzeme olarak yerleştirilmiş.
    Toplumsal muhalefetin en ufak bir hak arama çabasını, doğa savunuculuğunu ya da işçi dayanışmasını terör parantezine alma kurnazlığı, artık bu ülkenin sıradan bir yönetim pratiği haline geldi.
    ***
    Sadece Nevzat mı?
    Ankara Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Emel Memiş ve gazeteci Yıldız Tar da bu hukuksuz dalganın kurbanı olmuş!
    Doç. Dr. Emel Memiş, ifadesinde adeta bu absürt sistemi yüzlerine vurmuş!
    Bugüne kadar İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve hatta AK Parti Kadın Kolları dahil yüzlerce kamu görevlisine bütçeleme ve yaşlılık konularında eğitim vermiş bir bilim insanı…
    Devletin kendi kurumlarına eğitim aldırtıp taltif ettiği bir akademisyeni, bir gün sonra \”Terör örgütü iltisakı\” ile suçlayıp hapse atmak, kendi kendinî tekzip etmek değil mi?
    Dün ‘hocam’ deyip önünüzü iliklediğiniz insanı, bugün ‘terörist’ diye zindana atarken hiç yüzünüz kızarmadı mı?
    ***
    Ayrıca…
    “Türkiye’yi terörle anılan bir ülke” olarak göstermeme gayreti ne demekti?
    Ülkede terör kaldı mı?
    El ele, birlikte aştınız ya hepsini!
    Mangal partileri boşuna mı verildi!
    ***
    Benden söylemesi!
    Bu eziyet ve niyet okumaya dayalı tutuklamalar tam aksi etki de gösterebilir…
    Mesela ülkede adaletin, hukukun ve demokrasinin tamamen yok edildiği gibi bir yanlış (!) izlenim oluşabilir!
    Ortadoğu ülkesi olarak algılanmak, terörle anılmaktan daha mı iyi?
    ***
    Amaç belli…
    Uluslararası liderler Ankara’ya gelecek diye, sesini çıkaran kim varsa, çevrecisinden akademisyenine herkese gözdağı vermek…
    Toplum sussun…
    Sadece onlar konuşsun!
    Kuzuların sessizliği…
    İstedikleri bu!..
    *** 

    “

    Devamını Oku

    Cumhuriyet AK Partisi!

    Cumhuriyet AK Partisi!
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    “

    Mehmet YAZICI
    İşi gücü bıraktık
    CHP üzerine döndürülen dolapları izliyoruz!
    Başrolde Kemal Kılıçdaroğlu…
    Dahası sahnede olan o!
    Ama perde arkasında kim var bilemiyoruz!
    ***
    Anlaşılan o ki;
    Mevcut sistem bir türlü Kılıçdaroğlu’ndan vazgeçemiyor!
    Böyle rakip olduktan sonra…
    Vazgeçilir mi?
    İktidar garanti!
    Mındıkoğlu varken iktidarı kim rahatsız edebilir ki!
    ***
    Ama Özgür Özel ve ekibi geldi geleli huzur kaçtı…
    Adam koltukta oturmuyor…
    Halkın arasından çıkmıyor…
    100’den fazla miting yaptı…
    Vefa örneği…
    Arkadaşı Ekrem İmamoğlu’nu mapushanede yalnız bırakmıyor!
    Yorulmak nedir bilmiyor…
    Ee! Haliyle rahatsız ediyor!
    *** 
    Oysa kaç kere dediler,
    “Ankara’dan çıkma, otur oturduğun yerde” diye…
    Ama nerdeee!
    ***
    Ayrıca, Bizim Mındıkoğlu tam 13 seçim kaybetmiş!
    Kaybetmeye doymamış!
    Bıraksalar bir 13 seçim daha kaybedecek!
    O kadar hevesli ki!
    Üstelik Adalet ve Kalkınma Partisine karşı kaybettiği 13 seçimden hiçbiri de ona koymamış…
    Umurunda bile değil!
    Ancak CHP Kurultayında yol arkadaşlarına karşı kaybettiği genel başkanlık seçimi,
    Çok zoruna gitmiş iyi mi!
    ***
    Bunlar işin makarası!
    Olayın özü şu;
    İstanbul Büyükşehir Belediyesine ve Ekrem İmamoğlu’na yapılan operasyon…
    Yazılan 4 bin sayfalık iddianame çöp çıktı!
    Delil yok, delil! 
    Altını dolduramıyorlar!
    Ortada dedikodular var ama kuruş para yok!
    Odun, ladin, kütük, meşe, her türlü kereste var!
    Ama hepsi o kadar…
    İtirafçıların tamamı ifadelerinin baskı altında alındığını söyleyip geri çekti…
    Ee! Ne olacak şimdi?
    ***
    Duruşmalar TRT’den canlı yayınlanacaktı…
    O da boş çıktı…
    Ortada bilgi, belge, delil olsa böyle mi olur?
    Anasını ağlatırlardı, anasını!
    Ortada delil de yok, belge de yok, para da!
    Mal, mülk yok!
    Olmasın sorun değil!
    Bizde cezalar kafadan verilir ya!
    En iyi ihtimalle bu davanın 12-13 yıl süreceği söyleniyor…
    Düşünün;
    4 bin küsur sayfa iddianameyi okumak bile bir ömür!
    Bu durumda Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı konusu biraz hayal…
    Ayrıca, 12 yıl sürmese bile, diploması elinden alındı…
    Mahkeme bitse bile aday olması zor görünüyor!
    Al işte! “Sende de yok bende de yok!”
    Şartlar eşit!
    ***
    Bu bilgiler ışığında son olaylar şöyle gelişti!
    İmamoğlu’nun İBB İddianamesi işe yaramayınca,
    “Mutlak Butlan” denen karar çıktı!
    Yani “şapkadan tavşan” çıkardılar!
    Bu daha bir şey değil, daha ne numaralar göreceğiz kim bilir?
    ***
    CHP’yi birinci parti yapan Özgür Özel hoppala guppala alaşağı edildi…
    Yerine gönüllerin sultanı,
    13 kere yenilen ama asla vazgeçmeyen,
    Adalet sevdalısı Malkoçoğlu getirildi…
    Ama evdeki hesap çarşıya uymadı tabii!
    Bir de baktılar ki,
    CHP’yi karpuz gibi ortadan ikiye bölmesi beklenen,
    Mındıkoğlu’nun arkasında bir Allahın kulu yok…
    Parti Meclisi yok! Milletvekilleri yok!
    Hepsi bir yana, Halk yok!
    Getirenler de bir şey zannetmişlerdi!
    Cıscıplak bir Malkoçoğlu ne işe yarar?
    ***
    Arkasındaki halkı bırakın, adam sokağa çıkamıyor!
    Selam verecek bir Allahın oğlu yok!
    Yanlışlıkla sokağa çıksa tükürük yağmurunda boğulacak!
    Durum o kadar kötü ki!
    Getirenler bile getirdiklerine pişman oldular!
    Onlar bile bu yüzden oy kaybediyor!
    Ellerinden gelse çıkarttıkları yere geri sokacaklar!
    ***
    Oraları geçelim…
    Ancak adam pek pişkin!
    Şimdi, 13 seçim kaybettirdiği, yıllardır başında olduğu partiyi “arındıracağım” diyor…
    Partili arkadaşlarını bağımsız yargıya teslim etmek için partiden ihraç ediyor…
    “Aklansınlar gelsinler” diyor…
    İyi de bunlar senin yıllardır birlikte seçim kaybettiğin partili arkadaşların…
    Bir halt varsa sen yedin…
    13 yıl 5 ay aralıksız bu partinin başındaydın…
    “Bunların adaleti yok” diyerek Ankara’dan İstanbul’a adalet yürüyüşü yaptın…
    Bugün “aklansın” dediklerin de seninle birlikte o yolu yürüdü!
    Şimdi ne oldu?
    O arkadaşlarını, senin de inanmadığın,
    Olmayan adalete teslim etmek istiyorsun öyle mi!
    Seni gidi “şamyel yaması” seni!
    ***
    Ancak bu saatten sonra Bay Kemal ile CHP’nin alacağı oy,
    bilin bakalım yüzde kaçlara tekabül ediyor!..
    Yapılan anketler ortada…
    Yandaş medyada pek yer bulamasa da
    “Danışıklı Kemal” ile CHP’nin alacağı oy yüzde 1’i bile zor geçiyor…
    Yaa!
    Sen belki Kemal’sın ama CHP’liler “Mal” değil!..
    ***
    İşte tam da bu yüzden projenin adı belli;
    CHP yok artık…
    Bu parti Cumhuriyet AK Partisi!
    Ana muhalefeti etkisiz eleman yapıp, iktidarın ömrünü uzatma projesi…
    Yerseniz tabii!
    ***
    Gelinen durum malum…
    Bu dönekten sakın kongre filan yapmasını beklemeyin…
    Cumhuriyet Ak Partisi de sonsuza kadar kalamaz elbette! 
    Orada koltuğuna yapışıp kalacak…
    Ve o koltuk hırsıyla zaten bitmiş olan siyasi ömrünü yerlerde sürükleyip, sürünüp gidecek…
    ***
    Öte yandan Halk,
    Özgür Özel, Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının kuracağı partinin adını bile belirledi…
    Hiç boşuna isim aramayın…
    Vatandaşlar “Yeni Parti” diyor…
    Evet! “Yeni Parti...”
    İstiklal mistiklal partisi deyip milletin aklını zorlamayın…
    Üstelik gençler geliyor..
    Ve gençler yenilik istiyor!
    Yeni Parti iyidir…
    Devam edin!
    ***

    “

    Devamını Oku

    Göz göre göre soyuluyoruz!

    Göz göre göre soyuluyoruz!
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    “

    Göz göre göre soyuluyoruz!
    Ama artık ben de dert etmiyorum!
    Çünkü soyulan sadece ben değilim…
    Sizin geleceğiniz, çocuklarınızın istikbali çalınıyor…
    Ben yazsam ne olur!
    Siz de ziyadesiyle bunu hak ediyorsunuz!


    Prof. Dr. Duran Bülbül,
    Sayıştay raporları ve bütçe bilgileri üzerinden
    hazineden yapılan ödeme ve anlaşmaların izini sürüyor…
    Adam tek başına bir fenomen…
    Ondan başka da kimse yok zaten bu işleri irdeleyen…
    Bülbül, diyor ki;
    “Şehir hastaneleri
    Türkiye’nin geleceğinde
    ‘İflasa neden olacak kadar’ büyüklükte bir kara delik açacak.”

    Ve Bülbül’den öğreniyoruz,
    Bir şehir hastanesi için ödenen bir yıllık kira bedeliyle,
    Tam teşekküllü, aynı hastane yapılabiliyor!


    Bu nasıl bir soygundur?
    “Bu paralar nereye, kime gidiyor” diye artık sormuyoruz?
    Orası malumunuz!


    Türkiye’de her şey çürüdü… Medya da öyle!
    Tuz koktu, tuz!
    Biz de farklı değiliz!
    Düşünün! Soyulduğumuzu bile, yabancı ajanslardan, gazetelerden, TV’lerden öğreniyoruz…
    Mesela şimdi anlatacağım soygun olayı Türkiye’de yaşandı…
    Ama bu haberi dünyaya BBC duyurdu…
    Bizimkilerden çıt çıkmadı! Gıkını çıkaranlar hapiste çünkü…
    BBC muhabiri hiç üşenmedi, gitti araştırdı…
    Adamların işi bu…
    Ceza alma korkuları yok ki!


    Haber şu;
    Hani evlerde doğalgaz kullanıyoruz…
    İşte, bu doğalgaz
    Rusya’dan alınıyor ama Avrupa’ya Türkiye üzerinden gidiyor…
    Bir hayli de uzun yol! Yani nakliye bedeli de var!
    Doğalgazı Avrupalılar 120 dolardan satın alıyor…
    Biz ise Rusya’nın burnunun dibinde olmamıza rağmen,
    120 dolarlık doğalgaza ne kadar ödüyoruz? Biliyor musunuz?
    İnsanın tüyleri ürperiyor!
    Avrupalıların 120 dolara aldığı doğalgaza biz, fazladan 160 dolar daha veriyoruz…
    Yani 280 dolar ödüyoruz…
    Yuh yani!
    Soyarken de biraz insaflı olun bari…
    Acaba aradaki 160 dolar kime gidiyor?
    Bilemiyoruz!
    Ama tahmin etmek hiç de zor değil!
    Biraz saksıyı çalıştırsanız siz de bulursunuz!


    Avrupa ülkeleri doğalgazı Rus devletinden satın alırken,
    Biz, bir aracı şirketten alıyoruz…
    Niçin?
    Putin’le aramızda bir sorun mu var?
    160 dolarlık farkı da söz konusu şirkete ödüyoruz…
    Bu şirket kimin? Arkasında kimler var?
    Ben nereden bileyim?
    Siz daha iyisini biliyorsunuz…


    Hadi, iktidar partisini anladık…
    Belli ki bu işin sırrını bir tek bilen onlar!
    Ağızlarını bıçak açmaması da gayet normal!
    Bu trilyonluk vurgunu Türkiye’de dillendiren ne bir gazeteci,
    Ne de bir milletvekili var…
    İyi de bu kadar milletvekili TBMM’de ne iş yapıyor?
    Bu muhalefet partileri neden var?
    Bunlar süs olsun diye mi meclise gidip-geliyor…
    Bence tabelaları indirip, kepenkleri kapatsınlar!


    Gördüğünüz gibi, her taşın altından muhalefet çıkıyor!
    Türkiye’nin gerçekten de “iktidar” değil,
    Güçlü bir “muhalefet” sorunu olduğu anlaşılıyor!
    Yoksa bir ülke bu kadar göstere göstere soyulmaz!

    “

    Devamını Oku

    Zabıta Geliyor Kaaçç!

    Zabıta Geliyor Kaaçç!
    3

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Gazetecilikten gına geldi…
    Bir tane bile dört çarpı dört alamadık iyi mi!
    Ne ev, ne uçan daire!
    Sonunda Bülent Karslıoğlu ile beraber nohut-pilav işine girmeye karar verdik…
    Bülent’in aklına da yattı zaten…
    Ama ardından rüyalarımıza zabıtalar girmesin mi?
    Ne kadar zormuş be…
    Öyle ya… Seyyar bir araba…
    Ne satıyoruz? Nohut, pilav…
    Haliyle zabıtalar da sizi kovalar!

    Eğriye Eğri Doğruya Doğru

    Üstelik, Büyükşehir Belediyesiyle aramız hiç iyi değil bu aralar…
    Ne eksiğimizi görmüşlerse…
    Eğriye eğri, doğruya doğru diyeni Büyükşehir Belediyesi sever mi?
    Sevmez tabi…
    Şair yoldaşım, Trabzonlu arkadaşım Burhan Öztürk‘ü anmadan geçmeyelim…
    Yiğit yoldaş bir şiirinde der ki:
    “Aklarına ak demedik, karalarına kara…
    Ondandır, bileklerimizdeki yara…”
    Yaa!
    Selam olsun zalime boyun eğmeyenlere…
    Her neyse…

    Her Türk asker doğar…
    Fazla ajitasyon da bünyeyi yorar!
    Biz dönelim işimize…
    ***
    Bülent’le yeni işimizin hayalini kuruyorum…
    Bir yandan da pilav arabasını sürüyorum…
    Saathane Meydanı’na doğru sessiz adımlarla, el arabasını iterek yürüyorum…
    Giderayak, satışlar da gayet iyi…
    “Haydeee! Pilava gell!”
    Bülent erketede bekliyor…
    Geleni gideni kesiyor…
    Tam siparişleri müşterilere verirken…
    Olan oluyor…
    Bülent ciyak ciyak bağırıyor…
    “Memet abi kaaaç…
     Zabıta geliyor!..”

    Gazetecilik sizlere ömür!

    İşte böyle…
    Zabıtalarla iyi geçinemedik diye…
    Nohut-pilav işi de suya düştü, iyi mi?

    Dondurma da satabilirdik tabi…
    Ama bize düşmezdi…

    Satan arkadaşlar var çünkü!
    Zaten kışın ortasında dondurma da gitmezdi…

    Hem yazın gelmesini beklemek, hem de konuyu büyüklerimize arz etmek gerekir tabi!..

    Efendim, neymiş…
    Gazetecilikten başka yapacak işi olmayana “Gazeteci” denirmiş…
    Bizimkisi mecburiyetten yani…
    Yoksa zabıta izin verse… Var ya…
    Gazetecilik-mazetecilik hikaye!..
    Bir gün bile yapılacak iş değil valla!..
    ***
    Gerçi boş kaldığı için mesleğe takılanlar da az değil!
    Ne yapsın çocuk, boşta! İşsiz gezene kadar gazeteci olsun!
    Aralarında başarılı olanlar meslekte kalıyor zaten…
    Yüzümüzü kızartanlar da yok değil!
    ***
    Daha da ilginç bir şeye tanık oldum geçende…
    Bazı yerel gazetelerde bir ilan çarptı gözüme…
    Sert sert baktım önce…
    “Ne çarpıyon lan” dedim,
    “Dengine gitsene…”
    ***
    Samsun’dan bir dernek…
    “Gazeteci yetiştirilir” diye ilan vermiş gazetelere…
    He vallahi!
    “Gazeteci yetiştirilir!..”
    Aynen öyle yazıyor! Şaşırdım önce…
    Nasıl gazeteci yetiştirecekler?
    Hıyar mı bu!?
    Sonra, işin iç yüzünü öğrenince güldüm haliyle…
    Olayın özü şöyle…
    Karadeniz Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu Samsun ve Trabzon’da…
    “Yeni Umutlara Eşit Fırsatlar Projesi” kapsamında
    gazete, radyo-televizyon muhabirliği için kurs verecekler…

    İşadamına Uygun Gazeteci Nasıl Yetiştirilir!

    Sakın yanlış anlamayın,
    Gazeteciler Derneği filan değil bu…
    İşadamları ve Sanayiciler Derneği…
    Tekrar edelim de iyi anlayın!
    Efendim, neymiş?
    Sanayiciler ve İşadamları, gazetecileri kendileri yetiştirecekmiş!
    Şaka gibi ama maalesef değil!
    ***
    Parayı Avrupa Birliği’nden almışlar…
    Sıra, kendilerine uygun gazeteci yetiştirmeye kadar gelmiş!
    Oflunun, şeyine göre imam araması gibi bir iş…
    Bunlar aramıyor bile, arasalar piyasada zaten ziyadesiyle var!
    Yalama, yalaka bizde gırla gidiyor!
    Mevcutlar bile bunları kesmiyor!..
    Kendileri yetiştirmeye karar vermişler!..
    ***
    Neymiş?
    İşadamlarına uygun gazeteciler itina ile yetiştirilirmiş!
    Heh heh hee…
    Hıyar bile değiliz yani!
    Samsun Saathane Meydanı ve eski bir seyyar tezgahı temsil eden görsel.

    NOT:
    Bu yazı 15 yıl kadar önce yazılmıştır!
    Ancak bu sürede bir arpa boyu yol alamadığımızın göstergesi olduğu için yeniden yayınlanmıştır!
    Bunun gibi örnekler gelecek!
    Bekleyin!
    Linkler:
    Samsun OLAY Haberleri
    Samsun Büyükşehir Belediyesi

    Devamını Oku